Sosyal medya ve internet kültürünün gelişmesi her alanı olduğu gibi yazın dünyasını da etkiliyor. Normal koşullarda sesi duyulamayacak birçok insanın sesi bu ortamda duyulur oldu. Ben de kendi adıma, Serhan ile birlikte kaleme aldığımız komuneo dışında, fantastik bir dünyayı anlatan e-romanım 40 Yaprak’ı da ayrı bir blogda yayımlıyorum.
Bir blogda yazmanın benim için bir yazar olarak çok fazla artıları var. Örneğin internette yazarken, öykü ile ilgili hataları daha rahat görüp aynı zamanda başka insanların fikirlerini alıp daha başka düşünme biçimlerine ulaşabiliyorsunuz. Eğer yalnız bir yazar olmuş olsaydım ve romanım sosyal medyada yer almasaydı bu tip desteklerden uzak kalacaktım. Romanım basılana kadar kimsenin gerçek sanattan anlamadığını iddia edecektim belki de.
Ağ üzerinde tamamen yorum yazanların biçimlendirdiği bir hikaye bile yazılabilir esasında. burada örneğin bir karakterin akıbeti ile ilgili bir mesaj gelebiliyor. Aman şu karakter şunu yapmasın ya da öyle olmasın da şöyle olsun. Yazar burada kendi planı dışında başka planlarla test ediliyor ve eğer gerçekten tatmin edici değilse kendi yazdıklarını önerilen yeni bir planla dahi değiştirebiliyor. Buna edebi bir tür olarak blog diyebilirmiyiz?
Sosyal medya, bilginin demokratikleşmesi, insanların içerik okuyucusundan içerik yayımcısına dönüşümüdür. Mesajların doğası “bir vericiden-birçok alıcıya” olmaktan çıkıp “birçok vericiden-birçok alıcıya” ulaşan, yazarlar, arkadaşlar ve insanlar arasındaki yepyeni bir ilişkiye dayanır.
Ben Sosyal Medya’nın getirmiş olduğu bu yeniliği benimseyip kendi hayatına uygulayanlardanım. Bu hem benim yazarken bir dost çemberinde yazmamı hem de onların da istedikleri anda fikirlerini söyleyebilmelerini, hikaye nihayete ermeden kendi kişisel yaklaşımları ile farklı bir zenginlik katmalarını sağladı.
Edebi bir tür olarak blog, neden olmasın?