Ankara ile İstanbul konuşur mu? : Demokrasi, Internet ve Masallar

yazan Özkan Gündoğdu tarih 04 Şubat 2010

(KB/sn) Genel

Edebiyata baktığımızda çoğu zaman birçok efsanede hayvanların nesnelerin ya da ilahi kimselerin konuştuğunu görürüz. Bu varlıkların konuşması hepimizi heyecanlandırır. Aynı şekilde ayağımızı masaya çarptığımızda kaçımız “Senden nefret ediyorum masa” dememiştir içinden. Ya da ofisteki printer alçak birisi olmuş, ihtiyacımız olduğunda her defasında bizi terk etmiştir. Bu örnekler bizdeki içkin bir iletişim kurma isteğini ve insani ilişkilere olan düşkünlüğü ortaya koyuyor bence ve Internet de bu bakış açısını kuvvetlendirdi. İnsanlar konuşan kurumlar, mekanlar ve belki ülkeler istiyorlar. Onları anlamak ve daha yakından iletişim kurmak istiyorlar. Twitter’ın internette böylesi bir görev yüklendiğini söylemek ne kadar abartılı olur?

 Bir devlet kurumuna bakalım örneğin: Birçok kere bir devlet dairesine gidip buradan işimizi göremeden veya memnun olmadan ayrılmışızdır. İçimizde o kuruma karşı bir uhde kalmış, derdimizi anlamayan kalın gri duvarlara bakarken içimiz daralmıştır. Ancak bu süreç böyle tamamlanmak zorunda değil artık. Her kurum önümüzdeki süreçte halkla ilişkiler departmanı aracılığı ile hizmet verdiği kimseler ile daha yakın bir ilişki içerisine girecektir. Böylece hizmet görenler hizmet sırasında memnun olmadıkları veya daha iyi olabileceğini düşündükleri konuları dile getirebileceklerdir.

 Aynı şekilde bu kişiler iyi bir hizmet sonunda bir teşekkür etme arzusu da duyabilirler. Ya da yeni ortaya çıkan yasalar sonucunda kurumun nasıl yeni hizmetler sunduğu konusunda bilgi sunulabilir. Bu proaktif yaklaşım sadece sıkıntı ya da ihtiyaç ortaya çıktığında değil aynı şekilde daha bu ihtiyaçlar ortaya çıkmadan yapılacak ön iletişimlerle engellenebilir. Sskdan sigortalı olan bir şahıs her gün durumu ile ilgili beslemeleri, yeni faaliyetler veya katkı payları değişimleri ile ilgili bilgileri ssk’nın blogundan ya twitter hesabından takip edebilir. Duvarın üzerinde oturan yumurtanın konuşmasından daha garip mi buldunuz yoksa ssknın konuşmasını?

 Internet üzerine yazarken ve düşünürken Serhan ile beraber yeni markaların ya da hizmet portallarının isimlerinden ziyade onların gördüğü vazifeye, insan hayatı içerisinde oynadıkları role yönelmeyi daha uygun buluyoruz. Bize göre Internet bir kitaptır ancak sıradan kitaplardan farkını Web 2.0, dinamik web sayfaları ve bağlantı donanım sayısının ve kalitesinin artması ile kazanmıştır. Internet her gün yazılan bir kitap, özenle ilgilenilmesi ve yönetilmesi gereken bir mecradır. Internet her şeyden evvel demokrasidir. Wired dergisinin interneti Nobel barış ödülüne aday göstermesinin ardından yaptığı görev daha net ortaya çıktı. İlginç bir biçimde Internet’in rakipleri bu kategoride gerçek insanlar. Özellikle Rus ve Çinli insan hakları savunucuları. Örneğin Princeton üniversitesi felsefe profesörü Kwame Anthony Appiah Çinli muhalif Liu Ziaobo’yu aday olarak gösterdi.

 Bu bana oldukça manidar geliyor. İnternet bir kişidir, bir arkadaştır. Ve birebir ilişkiler ve insaniyet üreten bir araçtır. Hepimizin kafasında nesneler markalar ve kurumlar için hayali karakterler vardır. Marka Kişiliği testleri birçok araştırma şirketi tarafından uygulanmaktadır ve bu testlerde hepimizin bildiği Siemens,  Turkcell ya da Yudum Gıda gibi markaların eğer insan olsalardı nasıl kişilikler olacakları ortaya konmaya çalışılmaktadır. Yudum sarışın balıketli bir kadın, Turkcell uzun boylu yakışıklı orta yaşlı bir erkek, Siemens yaşlı ve bilge bir profesör çıkabilir bu araştırmalar sonunda.

 İnternet yepyeni bir bilişsel geçişlilik sağlamıştır. Bireyler kurumlara, kurumlar bireylere çok hızlı geçişebilmekte, hayaller gerçeğe gerçekler ise hayallere dönüşebilmektedir. Bu hayaller ülkesinde eğer ona gereken önemi verirsek herkese yetecek kadar yer ve hayal var. Yeter ki ona gereken önemi verelim ve ciddi bir biçimde yönetelim. Aşmamız gereken en büyük meydan okuma masallara ciddiyet ile yaklaşabilmektir. Bu süreç aşıldıktan sonra Internet çok daha verimlilik, istihdam ve gelir üretmeye başlayacaktır.

Çocukken Cenk Koray’ın sunduğu bir programda Ankara ile İstanbul’un konuşması yapılırdı. İki şehirden birer yarışmacı olur, şehir isimleri ile anılırlardı. Ve ben hep şunu düşünürdüm:

Acaba Ankara ile İstanbul gerçekten konuşur mu?

Artık biliyorum konuşurlar.

Paylaştıkça artan tat:
  • Print
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • LinkedIn
  • RSS
  • StumbleUpon
  • Twitter

Önceki Yazı